Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Yeşil

Ş’den çıktım yola
ve düşündüm ki eşya ile aramdaki çok kısa bir mesafe.
Vardım çetrefil bir A’ya
ve gördüm ki adı olmayan eşyanın varlığı da sallantıda… Okumaya Devam »

Bugün bayram. Bugün Saşa da uzakta Ulys de. Bugün güzel olan ne varsa müphem bir karanlık içinde. Odada, koridorda, merdivenlerde, sokakta tarifsiz bir yeis, amansız bir keder… Bugün adımlarım ağır, zihnim perişan, dimağım toz duman… Dilimde kekre bir tat, gözlerimde dünyanın bütün gölgeleri, sesimde zamanı dalgalandırmaya meyyal bir kamçı var, anlasana… Okumaya Devam »

Boccaccio’nun Decameron’u

Boccaccio‘nun Decameron‘undan bahsetmek gerektiğinde evvela dönemin İtalya‘sındaki yazı geleneğinden bahsetmek icap eder. Çünkü Decameron sadece iyi ve klasik bir eser olmakla kalmaz, aynı zamanda geleneksel edebiyat dünyasını alt üst edecek bir devrim Okumaya Devam »

Sayrılık

Hastalıktan kurtulamayan ve geceleri uyumakta zorluk çeken adam, ne düşünür gece hakkında? Gece ile hastalık arasında bir rabıta mı kurar mesela? Hepsi izâfî aslında, gece de gündüz de… Senin gece dediğin zaman dilimi benim için gündüz olabiliyor ya da sen aydınlıktan söz ederken ben kesif bir Okumaya Devam »

Ay Göründü Bak Saşa

- Ay göründü bak Saşa

- Bunun ay olduğuna emin misin Ulys?

- Neden soruyorsun Saşa? Yoksa şüphen mi var?

- Bilmem, daha önce hiç ay görmedim ki ben. Bunun ay olduğundan nasıl emin olabilirim?

- Ben daha önce bir kere görmüş, fakat neye benzediğini unutmuştum. Ama merak etme, insan tekrar görünce hatırlıyor. Okumaya Devam »

Yaşayan

Kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlar” vardır, tarif edemezsin; bunun nedeni kelimeler değil, o anın senin zihninde kapladığı yerdir. İnsan yaşadığını o anlar daha derinden hisseder ve yaşa(n)mışlık aslında sadece an’ı içinde vardır. Ondan sonrası sadece anıdır.

Konuşan

Kimin susup kimin konuştuğu belli olmuyor bazen. Susmayla konuşma arasındaki kalın çizgi bazı anlar öylesine inceliyor, öylesine belirsizleşiyor ki durup dinlemek, kulak kesilmek ya da gözleri dört açmak yetmiyor hakikati anlamak için. Öyle zamanlarda, kulaktan ve gözden daha fazlasına ihtiyaç duyuyor insan. Evet, insan…

Kara Kıta Daha Ne Kadar Kararacak?

Afrika; tarihinin en zor, en hazin günlerini yaşıyor. Son 60 yılın en büyük kuraklığı özellikle Doğu Afrika‘yı kasıp kavuruyor. Somali, Kenya, Etiyopya ve Cibuti tam anlamıyla yardıma muhtaç. Yaklaşık 11 milyon kara derili, göç yollarında ve açlıkla susuzluğun pençesinde kıvranıyor.

Kabul etmek gerekir ki açlık bilmeyen insan açlığı anlayamaz. Acır belki ama bu acımanın acınan ile hemhâl olduğunu iddia etmek saflık olur. Kara Kıta’nın yüz yıldır süren sefaletini anlamak için, özellikle de bugün, acımaktan fazlasına ihtiyac var. Okumaya Devam »

Beygir Ne Taşır?

Bazı kadınların filanca kıyafeti çok iyi “taşıdığından” bahsediyorlar. Genellikle moda dünyasında kullanılan bir jargon(ve galiba özellikle kadınlar için). Öyle sanıyorum ki taşımak fiilinin son on yıl içinde kazandığı bir anlam. Fakat, benim için, kelimeyle ilgili bu tasarrufun ontolojik izahı kafa kurcalayıcı. Haddizatında, “Bu elbise Ayşe’ye çok yakışmış.” yahut “Ayşe bu elbiseyi kendisine yakıştırmış.” ya da “Çok şık olmuş.” gibi cümleler ile “taşımak” sözcüğüyle kurulan cümleler arasındaki nüansı anlamıyor değilim Okumaya Devam »

Acıtan

Hangisi daha çok acıtır? Düşmanın attığı taş mı, dostun ettiği laf mı?  Biri başına değse kanatır; kan durur sonra, yara iyileşir… Ötekinin açtığı yara daha derindedir, iyileşse daha çok acır, acıtır…

Sven Hassel

Danimarka asıllı ünlü yazar. Savaş karşıtı savaş romanları yazmış, romanları birçok dile çevrilmiş, fakat hakkındaki bilgiler çok kısıtlı, çoğunun kaynağı belirsiz. Dolayısıyla varlığı efsaneleşmiş, kendisiyle ve eserlerin içeriğiyle ilgili birçok söylenti ortaya atılmış. Yazarın aslında bir SS subayı olduğu ve Sven Hassel takma adıyla romanlar yazdığı, bu söylentilerden arasında.

İkinci Dünya Savaşı’nda Alman ordusunda paralı asker olarak görev almış, Tank Taburu’yla özellikle Rus cephesinde çok çetin muharebelere katılmış, arkadaşlarının tamamına yakınını cephede Okumaya Devam »

Güne Dönen Baladı

Balad yahut “Yazmak Açıkça Saldırmaktır”

Çulunu toplayıp çekilmeden gece, varalım sırrına karanlığın. Çünkü karanlıktır acıya göz kırpan. Çünkü “şehre yaban” derinlerde bulur, kaybettiği suların izini. Madem herkesin yerlisi olduğu bir şehirde yabancı olmanın ağırlığıyla taşar denizlerimiz, öyleyse bulalım biz de güze akan ırmakları. Olursa bir ırmak da biz olalım. Akalım vakit varken o amansız geçmişe.
Okumaya Devam »

Tatilde Tembellik Eden Türkler

Şair İsmet Özel, “Elmanın Kalbine Eşelek Diyen Biz Türkler” adlı denemesinde barbar toplumlarla medenî toplumların dünyayı algılama biçimini karşılaştırırken bir sözcükten yola çıkar. Elma vb. meyvelerin çekirdeklerini ihtiva eden ve yenmeyen kısmını Türkler, önemsiz olduğunu düşündükleri için, eşelek (artık, çöp) olarak adlandırırken medenî toplumlar (Batılılar) buna core/coeur (öz, esas, kalp) demişler. Zaten Fransızcada coeur aynı zamanda kalp anlamına gelirmiş. Okumaya Devam »

Montgomery’nin Montkemeri

“Kumaştan veya deriden yapılan, genellikle belden kemerli, üstünde cepleri bulunan, gömlek, hırka vb. üzerine giyilen kısa, hafif giysi.” Türk Dil Kurumu böyle açıklıyor mont sözcüğünü. Kadın için olanı da var, erkek için olanı da. “Hafif giysi” olduğuna göre tam kışlık değil. Daha ziyade sonbahar ya da ilkbaharda giyiliyor. “Mevsimlik” olarak tabir edilen giysilerden yani.

Gelelim benim mont denen giysiyle alakalı mevzuma. Hayal meyal hatırlıyorum ki ben bu giysiye çocukken Okumaya Devam »

Kanayan…

Kral’ın yalnızca tabutuna yağdı yağmur. Geceyi gözden gizleyen bir göl göründü kıyısında tabutun. Kimse bilmedi gâip bir rüya olduğunu gölün. Kral ise geleceğin gerçeğini aradığını sanırken geçmişin gazabını buldu âguşunda ve dedi ki “Hani nerede Nemesis? Nerede benim Gayya’m? Gururumu gölgelere çivileyen gençliğim nerede?”

Eski Gönderiler »

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.