İtalyanca oldukça sıra dışı bir ses yapısı olan ve bu nedenle kulağa çok hoş gelen bir dil. Kendine has ahengi; sözcüklerin genellikle sesli harfle bitmesinden ve uzunlu kısalı hece yapısından kaynaklanıyor sanırım. İtalyanca genellikle hızlı konuşulan bir dil, buna dilin ahenkli yapısı da eklenince sıradan cümleler bile adeta bir şarkı havasına bürünüyor.
İtalyancayı en az Türkçe kadar seviyorum. Ben aslında Latince öğrenmek niyetindeydim, ne var ki Latince öğrenme imkânı -üniversiteler dışında- pek kısıtlı olduğundan ve imkân olsa da Latince son derece karmaşık bir yapıyı hâiz bulunduğundan dolayı, deyim yerindeyse, gözüm korktu. Ben de dedim ki madem Latince öğrenemiyorum, o hâlde onun yakın akrabası ve yâreni olan İtalyancayı öğreneyim. İşte her şey böyle başladı. İtalyanca öğrenmeyi istememde, ünlü İtalyan şairi Dante‘nin (İlahî Komedya) ve İtalyan düz yazısının kurucu kabul edilen Boccaccio‘nun (Decameron Hikâyeleri) etkisini de yabana atamam.
Bir müddet İtalyan Kültür Merkezinin kurslarına devam ettim. Fakat, esasen tembel bir öğrenci olduğum için beşinci kurun ardından bırakmak zorunda kaldım. Ama dilin temelini kavradım, azımsanmayacak ölçüde kelime dağarcığına sahip oldum ve en önemlisi, bugün Türkçede kullandığımız birçok sözcüğün nereden geldiğini ve Türkçeye girerken yahut girdikten sonra nasıl bir değişime maruz kaldığını gördüm.
Kursu tamamlayamadım, lakin devam ettiğim süre içerisinde, şimdiye kadar gördüğüm en renkli kişiliklerden biri olan Tanju Hoca‘yı tanıma mutluluğuna eriştim ve bir öğretmenin mesleğini keyifle icrâ etmesinin ne demek olduğunu anladım. Keşke hayatımızda onun gibi birkaç öğretmenimiz daha olsaydı… O zaman her şey daha mı farklı olurdu bilmiyorum ama daha kötü olmazdı, buna eminim.
Son olarak, ana dilini seven herkese bir yabancı dili öğrenmeyi salık veririm. Çünkü insan kendi dilinin birçok sırrına bir yabancı dili öğrenince vâkıf oluyor. Yabancı dil bildiğinizde mukayese etme imkânı buluyor ve dilin karanlık sularında daha özgür ve daha güvenli gezinebiliyorsunuz. Söz gelimi, birçoğumuzun mutfağında bulunan aspiratör adlı cihazın adının İtalyanca “aspirare” yani “içine çekmek, solumak” fiilinden geldiğini, bizim kırkayak dediğimiz sevimsiz hayvana İtalyanların “centopiedi” yani “yüz ayak” dediklerini yahut Türkçede gökdelen olarak ifade edilen yapı türünün İtalyancada “grattacielo” yani “gök kazıyan” olarak geçtiğini İtalyanca öğrenmeseydim bilemezdim.
Evet, dilimizi seviyoruz, önemsiyoruz. Fakat her dil güzeldir, eşsizdir ve her dilin kendine özgü harikalıkları vardır.
