Boccaccio’nun Decameron’u

Boccaccio‘nun Decameron‘undan bahsetmek gerektiğinde evvela dönemin İtalya‘sındaki yazı geleneğinden bahsetmek icap eder. Çünkü Decameron sadece iyi ve klasik bir eser olmakla kalmaz, aynı zamanda geleneksel edebiyat dünyasını alt üst edecek bir devrim gerçekleştirir.

İtalya’da devir 14. yüzyıl; iyi şair, yazar, düşünür ve hatiplerin oluşturduğu güçlü bir edebiyat geleneği hüküm sürmekte. Fakat eserler tamamen Latince yazılıyor, zira edebiyatın, felsefenin dili Latince. Latince, bir anlamda yüksek zümrenin dili ve hakkıyla öğrenmek uzun ve zorlu bir eğitim süreci gerektirmekte. Halk ise İtalyanca konuşuyor, Latinceyi ise çoğunlukla bilmiyor. İtalyanca, yazılan bir dil değil, sadece konuşulan ve hatta aşağı tabakanın, köylülerin, eğitimsiz yığınların konuştuğu bir dil. Bu dille felsefe üretilmiyor, tiyatro yazılmıyor, belki sadece şifahi edebiyatın kapsamına giren şiirler söylüyor halk ozanları.

İşte bu geleneğin içerisinde Boccaccio, yapılmayanı yapar ve halkın dilini yani İtalyancayı kullanarak bir kitap yazar. Böylelikle İtalyancada düz yazının temelini atmış olur. Yazdığı eser aynı zamanda İtalyan edebiyatının baş yapıtlarından biri olarak ulaşır günümüze.

1348’de Avrupa’da büyük bir veba salgını (Kara Ölüm) başlar. Bu salgın boyunca gördükleri ve yaşadıkları, yazacağı kitapta Boccaccio için ilham kaynağı olur. Yazımı üç yıl süren eserde salgın günlerinin Floransa‘sını ele alır (ki Floransa Rönesans‘ın doğduğu kenttir aynı zamanda).

Decameron, veba salgınından kaçmak için bir araya gelen yedi kadınla üç erkeğin kendi aralarında sırayla anlattıkları yüz öyküden oluşur. Anlatma işi on gün sürer ve her gün on öykü anlatılır.

Aslında bu öykülerin birçoğu Orta Çağ‘ın bilinen öyküleridir. Decameron’a ayrıcalık kazandıran ise Boccaccio‘nun üslubundadır. O, basmakalıp edebî değerleri hiçe sayarak büyük bir edebî devrim örneği sergilemiş ve düz yazıya saygınlık kazandırmıştır. Eserinde bireyi ön plana çıkarmış ve yazısının merkezine ne Tanrı’yı ne bilimi, sadece bireyi yerleştirmiştir. Bireyin aklı, zihni, duygularıdır söz konusu olan. Bu nedenle eser biçim anlamında Orta Çağ‘da meydana getirilen eserlerden pek farklı değilse de içeriği itibariyle hümanizmin habercisidir âdeta…

Devrin gelişmekte olan burjuva kesimi, ticaret için sık sık uzun seyahatler gerçekleştirmekte ve geride, kocalarını hasretle bekleyen kadınlar kalmaktadır. Boccaccio eserinin ön sözünde, kocalarını bekleyerek ömür tüketen kadınların acılarını hafifletmek gibi bir amaç taşıdığını ve eseri bu amaç doğrultusunda yazdığını belirtir.

Pampinea, Fiammetta, Filomena, Emilia, Lauretta, Neifile ve Elissa adlı yedi kadın ile  Panfilo, Filostrato ve Dioneo adlı üç erkek, veba salgınından kaçmak üzere bir araya gelip gözlerden uzak bir şatoya yerleşirler. Amaçları hem vebadan kaçmak hem de gülüp eğlenmek, zevküsefa sürmektir. Her gün, öğleden sonra her biri bir öykü anlatır. Günün konusunu o günün yöneticisi belirler. Birinci ve dokuzuncu gün ise konu serbesttir.

Decameron, İtalyan edebiyatında devrim yapmakla kalmaz, Avrupa edebiyatını da etkiler. İngilizcenin yazılı ilk eserlerinden olan, Geoffrey Chaucer‘ın yazdığı Canterbury Hikâyeleri, yazarın İtalya’ya yaptığı seyahat esnasında okuduğu Decameron’un etkisinde kalınarak yazılmıştır ve hikâyelerin yapısı büyük oranda Boccaccio‘nun yapıtıyla benzeşmektedir. Chaucer‘ın yapıtında da bir grup insanın sırayla anlattığı hikâyeler söz konusudur.

Decameron bugüne kadar dilimize birkaç kez çevrilmiş, fakat bu çevirilerin çoğu eksik ve hatalarla dolu (Ord. Prof. Dr. Sadi IrmakDr. Feridun Timur çevirileri). Çevirmenlerin çoğu öyküleri işlerine geldiği gibi çevirmiş, müstehcen buldukları yerleri kesmiş ve hatta orijinal metinde olmayan parçalar bile eklemişler metne. Çoğu çeviri de tam değil; eser yazarın kişisel tercihine bağlı bir elemeden geçirilerek belli sayıda öykü çevrilmiş. Üstelik bazı çeviriler eserin özgün dilinden değil üçüncü bir dilden aktarılmış(çevirinin çevirisi).

Decameron’un, özgün dili olan İtalyancadan sansürsüz, tam ve aslına sadık olarak yapılan ilk çevirisi Rekin Teksoy imzasını taşımakta ve Oğlak Yayınları tarafından basılmış. Rekin Teksoy, İtalyancadaki bir başka şâheser olan Dante’nin İlâhi Komedya‘sını da dilimize büyük bir ustalıkla kazandırmıştır, sağ olsun…

Son olarak, Decameron’u okuyup beğenenlere ya da okuyacak olanlara ünlü İtalyan yönetmen Pier Paolo Pasolini‘nin 1971 tarihli  Il Decameron filmini şiddetle tavsiye ederim ki en az Boccaccio’nun eseri kadar eşsiz ve harikadır (Türkiye’de Dekameron’un Aşk Öyküleri adıyla gösterildi.). Sinema filmi, takdir edersiniz ki 100 öyküyü anlatmaya müsait olmadığı için Pasolini sadece dokuz öyküyü konu etmiştir filmine.

 

Açıklama: İlk üç resim Vikipedi’nin İngilizce versiyonundaki The Decameron sayfasından, son resim Oğlak Yayınlarının ilgili sayfasından alındı.

İtalyan edebiyatı ile ilgili bu yazı ilginizi çektiyse şu yazıya da göz atabilirsiniz.

Reklamlar

2 thoughts on “Boccaccio’nun Decameron’u

  1. 92’de Oğlak yayınlarının ilk baskısına öğrenci bütçemin büyük bir kısmını vermiş ve bir hafta peynir ekmek yemiştim, hala durur..
    Kadınlar Dekameronu’nu da eklemek isterim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s