Hakkında

İstanbul’da doğdu. Çocukluğu Bağcılar‘da geçti. Oturdukları mahalle Bağcılar’ın göbeği olduğu hâlde o tarihlerde evlerinin civarındaki sokaklar asfalt değildi. Birçok evin bahçesi vardı. Üst sokakta oturan yaşlı bir teyze, bahçesinde baktığı ineklerin sütünü satardı. Yol ağzındaki köşk benzeri evde Huriye abla ile eşi yaşardı ve Huriye abla çocuklara lokma filan dağıtırdı bazen.

Mahallede çocukların Harman dediği boş bir arsa vardı ama adının niçin Harman olduğunu kimse bilmezdi. Oyunlar genelde Harman’da oynanırdı, hatta paket yırtmaca bile orada oynanırdı bazen. Paket yırtmaca o mahallenin çocuklarına has bir oyundu; ortada bir ebe olur, ebenin gözleri bağlanır ve diğerleri ebenin “paket”ini yırtmaya çalışırken ebe de muhafaza ve müdafaa etmeye çalışırdı kendisini. Ebe olmak çok kötü bir şeydi ama kot pantolon giymiş olanlar şanslı olurdu.

Oturdukları apartmanın kömürlüğü bodrumda değildi, çünkü apartmanın bodrumu yoktu. Kömürlük, apartmanın bitişiğinde, açıktaydı ve yanında da bir kayısı ağacı vardı. O ağaca tırmanmayı çok severdi, hatta çocukluk aşkı Hale‘ye bile öğretmişti ağaca tırmanmayı. Gerçi sonra mahalleden taşınmıştı Hale ve çok üzülmüştü onların taşınmasına. Hatta bir şiir bile yazmıştı Hale için.

Çocukken patates kızartmasını çok severdi. Ketçap kullanmazdı, çünkü ketçap o zamanlar tam anlamıyla bir lükstü ve her bakkalda da bulunmazdı; zaten sadece cam şişede satılırdı ketçap ve alabilmek için anneye yalvarmak gerekirdi. Evet, ketçap güzeldi ama yalvarmak iyi bir şey değildi.

Televizyon siyah-beyazdı. Belli saatler arasında yayın yapar ve gece İstiklâl Marşı’yla kapanırdı. Uykudan Önce ile Vikingler‘i çok severdi. Bir de Bruce Lee‘nin filmlerini. Ama televizyon vermezdi o filmleri. Çoook uzak bir mahalledeki bir sinemada o filmleri izlemiş olan abiler anlatırlardı Bruce Lee’yi. Derlerdi ki o kadar yetenekliymiş ki ölmeden önce iki ay daha çalışabilseymiş silahtan çıkan kurşunu bile havada yakalayabilecekmiş. O zamanlar hiç seyretmemişti Bruce Lee’yi ama yine de çok severdi onu.

Birinci sınıfa başladığında yaşıtlarına nazaran oldukça kısa boyluydu ve bu yüzden ilk gün öğretmen bahçedeki törende kendisini sıranın en önüne koydu. En önde olmak gururunu okşamıştı ama sonradan o düzenlemenin boy sırasına göre yapıldığını anlayınca en önde olmanın o kadar da iyi bir şey olmadığını düşündü.

Çok yalnız bir çocuktu; çünkü misket, gazoz kapağı, futbol gibi oyunların hiçbirinde becerikli değildi. Bu yüzden sokakta ve okulda pek fazla tutunamazdı. Kitap okumaya belki de bu yüzden başlamıştı. İlk okuduğu kitap neydi hatırlamıyor ama sınıfın kitaplığından Kelime ve Dimne diye bir kitap almıştı okumak için. Eve geldiğinde kitabın adının yanlış yazıldığını fark edince hayal kırıklığına uğradı ve ertesi gün kitabı iade etti. “Kelime”yi “Kelile” diye yazmışlardı kitabın kapağına ve bu hiç hoşuna gitmemişti. Adı kapağına yanlış yazılmış olan bir kitabı niye okusundu ki…

İlk çocukluk yıllarında bolca Ömer Seyfettin okudu ve sırf öyküleri şaşırtıcı bittiği için çok sevdi Ömer Seyfettin’i. Kemalettin Tuğcu‘yu da severdi ama onun kitapları çok hüzünlüydü ve hüzün ise insanı hüzünlendiriyordu. Sonra Enid Blyton diye birinin Afacan Beşler adlı kitabını okudu ve Ömer Seyfettin’in o kadar da iyi bir yazar olmadığını düşünmeye başladı. Jules Verne‘i keşfettiğinde ise yazarlar hakkında hemen hüküm vermenin pek de doğru olmadığını anladı, zira Balonla Beş Hafta o güne kadar okuduğu en güzel kitaptı.

Üst katta oturan Leman abla ve Ümit abi, mahallenin en kültürlü ailesiydi ve kocaman bir kütüphaneleri vardı. Hatta kütüphanenin raflarında  E.T.’nin ve Avanak Abdi’nin bibloları bile vardı. Onlardan ara sıra ödünç kitap alır okurdu. O zamanlar Milliyet Yayınlarının küçük boy, mavi kitapları olurdu; Uçan Otomobil bu kitaplardandı ve harikaydı. Cumartesiye Çok Var mı ise daha durağan ama yine de güzel bir kitaptı. İyi insanlardı Leman Abla ve Ümit abi.

Orta 1’e geçtiğinde bir bayram günü harçlığını cebine koyup belki sinemada güzel bir film seyrederim düşüncesiyle Bakırköy‘e gitti. Sinemada Son İmparator diye bir film oynuyordu ve bilet alıp girdi, izledi; ama çok sıkıldı bu uzun filmden. Birkaç yıl sonra Hayalet Avcıları 2 diye bir filmi izledi ve işte onu çok beğendi. Sonra sinemaya tutkuyla bağlandı. Lisede sık sık okuldan kaçıp sinemaya gitti. Filmi çok beğendiyse, sinemadan çıkıp gişeden tekrar bilet alıp ikinci kez izlerdi filmi. Mesela Sommersby bunlardan biriydi.

Lise yıllarında yeni yazarlar keşfetmeye devam etti. Maksim Gorki o yılların en önemli keşfiydi onun için. Kahramanları genelde işçiler ve serseriler olurdu ve romanların sonu tuhaf bir hüzünle biterdi hep. Bir gün İngilizce dersinde okurken hoca görmüştü de kitabı alıp bir daha da vermemişti. Lise sonda, yurtta kalırken okuduğu Oktay Akbal‘in Düş Ekmeği‘ni ise hâlâ unutamaz.

Lisenin sonlarına doğru şiirle tanıştı. Ahmet Arif’i sevdi evvela. Sonra Attila İlhan’ı. Bir gün, şiir de okuduğunu öğrenen bir arkadaşı ona “Nazım Hikmet‘i okudun mu hiç?” diye sorunca, yüksek sesle sorulmaması gereken bir soruyla karşılaşmışçasına “Hayır” dedi usulca, “okumadım”. Sonra okudu ve Kuvayi Milliye Destanı‘nı çok sevdi.

Üniversitenin ilk yılında İsmet Özel‘in şiirleriyle tanıştı ve su gibi okudu onları. Sonra Sezai Karakoç, Edip Cansever, Cemal Süreya, Cahit Zarifoğlu, Turgut Uyar‘ı da su gibi okudu. Ama Ece Ayhan yok mu Ece Ayhan… Onu hem çok sevdi hem de çok korktu ondan! “Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler.” diyordu çünkü Ece.

Üniversitenin son iki yılında radyo programcılığı yaptı. Şiir okudu millete gece 12’den 2’ye kadar. Şarkı ya da şiir  isteyen dinleyicileri ve arkadaşlarını kıramadı hiç. Ama Ataol Behramoğlu‘nun Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var adlı şiirini okumasını rica eden bir arkadaşını ise kibarca reddetti. Kötü şiirler okumayı kendine yakıştıramazdı çünkü.

Bülent Ortaçgil‘i biliyordu ama radyo programı yaparken tanıdı onu tam manasıyla ve çok sevdi o naif şarkıları. Erkin Koray‘ı da sevdi, Moğollar’ı da. Ne var ki pop müzikten hiç hazzetmedi, tıpkı pop şiirden hazzetmediği gibi…

Dil üzerine düşünmeyi çok seviyor. Dille ilgili her şeyle ilgilenmek istiyor. İtalyancaya merak sardı ve bir yıl kursa gitti.  Çok seviyor İtalyancayı da…

Sonra öğretmen oldu ve hem öğretmeye hem öğrenmeye başladı. Evine yakın bir okulda çalışıyor. Sık sık arkadaşlarıyla takılıyor. Evin kapıları çok eskimişti, geçenlerde yeni kapı yaptırdı ama parayı hâlâ ödemedi.

Şimdi ne yapıyor:

  • Rock’n Roll ve Country dinliyor bol bol, çünkü geç keşfetti. (Elvis, Johnny Cash, Chuck Berry, The Beatles, Bob Dylan ve John Denver’dan vazgeçemiyor. Ama Nusrat Fateh Ali Khan ve Fairouz’u da seviyor.)
  • Jerzy Kosiński, Hermann Hesse, Sabahattin Ali filan okuyor. 12 yıllık bir aradan sonra, nihayet Yüzüklerin Efendisi’ne başladı ve bitirmek üzere.
  • Kafka’yı ve Cemil Meriç’i tekrar okumayı arzuluyor.
  • Vittorio De Sica, Passolini ve Kubrick izliyor bol bol.
  • Michelangelo Antonioni ve Luis Buñuel’i hiç izlemedi ama merak ediyor.
  • Salvador Dali’nin üzerine ressam tanımıyor, ama Albrecht Durer ve M. C. Escher’i de seviyor.
  • Heykelden anlamıyor.
  • Geçenlerde çikolatalı sufle yemişti Şengül’le beraber. Ama sırf sufle yemek için de Üsküdar’a gidilmez ki diye düşünüyor. Avrupa Yakası’nda iyi sufle yenebilecek mekan tavsiyesi istiyor.
  • Bir de namaza başlamayı düşünüyor.

33 thoughts on “Hakkında

  1. slm:)))e ben bir şey yazmasam olur mu hiç:))) şunu diyeceğim harman denilen yer var ya orası eskiden harman yeridir büyük ihtimal de ondan harman denmiştir, diye düşünüyorum:))))

  2. Ee peki namaza basladiniz mi?
    Baslamadiysaniz ben size severek yardim edebilirim. Size mesela motivasyonu verebilirim.

    • Evet, sanırım ihtiyacım olan tek şey motivasyon ve tabii ki biraz da sabır. Çünkü birkaç ay devam ettikten sonra bırakma olasılığı ortadan kalkıyor. Teşekkür ederim.

  3. Peki…her 5 namaz vaktini kilabiliriyomusunuz yani pratik olarak?
    Simdi… biraz soke edicek belki ama kabir azabini dusunup sonra ölumden sonraki Allah’in önunde hesabi dusunup kendi kafanizda soru isaretli kesin olucak. Ben namaz kilmadan allah’in önune nasil cikarim. Hem biliyoruz ki namaa dinin diregi. Musluman ne demek: dinine inanip ve tabii ki uygulamak.

    Namaz kilabiliyorsaniz simdi Turkiye’de simdi hangi namaz vakti olduysa önce bir besmele cekip, kalkip bir abdest aliyorsunuz ve sonra namazi kiliyorsunuz. Ilk namazlar en zorudur. Ama alistiktan sonra kilmayinca kendinizi cok kötu hissediyorsunuz. Sanki sizde birseyler eksik gibi.

    • Evet, kılabiliyorum. Onda bir sorun yok zaten. Dediklerini aklımdan çıkarmamaya çalışacağım. Bir başlasak… 🙂 Tekrar teşekkür ederim.

  4. Ee iste ben de onu söylemek istiyorum. Yani arkanizda biri olsa, yani mesela bizim burda aksam namazi oldu simdi. Sizin de galiba yatsi oldu. Siz yatsiyi kilmaya gidin ben de aksami. Ve namazin bir mecburiyet oldugunu aklimizdan cikartmayalim.

  5. Ben kiz oldugum icin belki bir erkege namaz kilmasi ibelki yardim edemedim ama tanidigim bir kisiye size yönlendirebilirim. Sizin devamli olarak namaz kilmanizi gercekten icten cok istiyorum ve ne yapilmasi gerekiyorsa yapmak istiyorum.

  6. Senin bir şeylere – her ne olursa- başlaman veya bitirmen için tavsiyelere ihtiyacın olduğunu zannetmiyorum. Bir gün sabah ezanını dinle, kendini düşün,sana verilenleri, bahşedilenleri belki de kalk ve abdest al, sabah namazını kıli selamını ver ama kalkma seccadeden. Her zaman en iyi yaptığın şeyi yap. DÜŞÜN,DÜŞÜN,DÜŞÜN… Ve belki de unuttuğun -ya da unutmadığın bilemiyorum- şeyi yap. AĞLA,AĞLA,AĞLA…iŞE YARIYOR. Ne bileyim ben de yaradı…Namazımı kılıyorum…

    • Tavsiyen için teşekkürler Gülnur, gerçekten teşekkürler. Artık o zamanlarki gibi değilim. Tavsiyeye ihtiyacım oluyor bazen:) Ağlamak? O kadar güçlü değilim ki…

  7. Artık ne zamanlarki gibisin ilker senin uyduğun ya da uyarlanaılabildiğin bir zaman dilimin olduğunu ne o zamanlar düşündüm -senin dediğin zamanlar bu “o zamanlar” -ne de şimdi düşünürüm. Hep farklıydın kabul et, ne güzel bir farklılıktı o…Korkutucu ama sakin…Neyse hülasa-yı kelam ağlamak için güçlü olmayı beklemeye sen gözyaşını bekle o gelecektir. Arada bir mail at bana bir bakalım nerelerdesin ne yapıyorsun. Sevinirim.

  8. Bizleri unutmamışsın teşekkür ederiz yılların ne çabuk geçtiğini aynaya baktıkça daha iyi görebiliyoruz ne yapalım buda bir nevi nöbettir zamanı gelince bizde değişeceğiz sana hayatta başarılar dileriz.burda bir serzenişide dile getirmeden gitmiyeceğiz ASLI,KEREM bize neden yer vermemiş dediler.bizden bu kadar tekrar başarılar. ANNENE,BABANA selamlar.

  9. Merhaba Ümit abi,

    İyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim. Eksik olmayın… Hakkınız var serzenişte bulunmaya, fakat yazının altındaki ilk yorumda da belirttiğim gibi zamanla yazıyı güncellemek niyetindeydim, fakat kısmet olmadı bir türlü. Yoksa Aslı abla ile Kerem abiyi es geçmiş değilim, zira çocukluk dönemimde fevkalade büyük bir yere sahiptir ikisi de…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s