MÜKEMMEL NE KELAM

Malum, dilimizde “mükemmel” diye bir sözcük var. Tabi bir de bunun anlamdaşları yahut yakın anlamlıları var: harika, şahane, muhteşem, kusursuz, olağanüstü, harikulade, fevkalade, muazzam, âlâ, aliyyülâlâ, fevkalbeşer. Bunlar aklıma gelenler elbette, var mı başka bilmiyorum.

Fakat bu yazının asıl konusu “mükemmel” kelimesine ait bir vurgu hususiyeti. Eğer “mükemmel” derseniz, yani kelimeyi duraksamadan söylerseniz (ki bu durumda vurgu son hecededir) bu sıradan bir tercih olacaktır. Bazıları daha fazlasına ihtiyaç duyuyor ve vurguyu klonluyor:

MÜK-KEMMEL

Birinci k’den sonra biraz duruyoruz, yeni (ve kelimenin orijinalinde olmayan) bir k ile devam ediyoruz.

Söylemeye çalışın bakalım. Nasıl, duyguların şaha kalktığı o an için biçilmiş kaftan değil mi?

Bilmiyorum başka dillerde -mesela İngilizcede- var mı böyle bir imkan. Ama yoksa eğer, bence çok şey kaybediyorlar.

Reklamlar

Beygir Ne Taşır?

Bazı kadınların filanca kıyafeti çok iyi “taşıdığından” bahsediyorlar. Genellikle moda dünyasında kullanılan bir jargon(ve galiba özellikle kadınlar için). Öyle sanıyorum ki taşımak fiilinin son on yıl içinde kazandığı bir anlam. Fakat, benim için, kelimeyle ilgili bu tasarrufun ontolojik izahı kafa kurcalayıcı. Haddizatında, “Bu elbise Ayşe’ye çok yakışmış.” yahut “Ayşe bu elbiseyi Okumaya devam et

Tatilde Tembellik Eden Türkler

Şair İsmet Özel, “Elmanın Kalbine Eşelek Diyen Biz Türkler” adlı denemesinde barbar toplumlarla medenî toplumların dünyayı algılama biçimini karşılaştırırken bir sözcükten yola çıkar. Elma vb. meyvelerin çekirdeklerini ihtiva eden ve yenmeyen kısmını Türkler, önemsiz olduğunu düşündükleri için, eşelek (artık, çöp) olarak adlandırırken medenî toplumlar (Batılılar) buna core/coeur (öz, esas, kalp) demişler. Zaten Fransızcada coeur aynı zamanda kalp anlamına gelirmiş. Okumaya devam et

Terfi Eden Kelimeler

İnsan şöyle bir düşününce işin bir de kültürel ve sosyolojik yönü olduğunu anlıyor. Dil zaten kültürle iç içe geçmiş bir fenomen, kültürel her tür değişim dili de derinden etkiliyor. Aynı zamanda sosyolojik birçok değişimden de nasibini fazlasıyla alıyor dil. Toplumun gündemindeki ya da yaşam biçimindeki değişimler kelimelerin mecrasını değiştiriyor, anlam alanını daraltıyor yahut yeni bağlamlar kazanmasını sağlıyor.

Her tür toplum katmanının kendine ait bir sözcük dağarcığı olduğu gibi, dünya Okumaya devam et

Gözlerin Pası ve Sevinçli Of

Şu aralar deyimlere kafayı takmış durumdayım. Daha doğrusu, yanlış kullanılan deyimlere. O kadar sık karşılaşıyorum ki yanlış kullanılan deyimlerle, konu üzerine yazmak şart oldu; kısmet bugüneymiş…

Öncelikle Feyza Hepçilingirler‘in dilin bu enteresan katmanıyla ilgili söylediği bir söze atıfta bulunayım(aklımda kaldığı kadarıyla): Deyimler (ve atasözleri) aslında dilin acizliğinden ortaya çıkar, fakat bir süre sonra dilin zenginliğine dönüşür. Benim bu sözden anladığım Okumaya devam et

Dulavrat Otu, Kırkayak ve Diğerleri

Dillerin, kelime oluşturmaya dair çok çeşitli yöntemleri var. Mevcut kelime köklerine yahut gövdelerine yapım eki getirerek yeni kelimeler türetme(derivative), ses taklidi yani yansıma(onomatopoeia), iki ya da daha çok sözcüğü birleştirerek birleşik sözcük yapma(mot-valise) bu yöntemlerden birkaçı. En enteresan olanı birleşik sözcükler. Neden diye sorarsanız, öyle birleşik sözcükler var ki insan bunları oluşturan zekânın yaratıcılığına, bazen de mizah yönüne hayret etmekten Okumaya devam et

Geyik Muhabbeti, Sanal Âlem ve Diğerleri

Dil için yapılan tariflerde (söz gelimi M. Ergin‘de) denir ki “Dil, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli bir anlaşmalar sistemidir.” Yani, varlıkları, mefhumları, eylemleri karşılayan kelimeler ve bu kelimelerin birbirleriyle ilişkileri üzerinde toplumun bir mutabakatı söz konusudur. Herkes “elma” diyorsa o “şey”in adı artık elmadır. Bu kelime üzerinde toplumsal bir uzlaşma söz konusudur. Ama o “şey”e ilk kez ne zaman elma denmiş, kim bulmuş bu sözcüğü bilmeyiz çoğunlukla.  Okumaya devam et